Aptallık Saflık Naiflik ve Psikolojik Kökenleri

Psikoterapist Cengiz Sav

Freud, aptallığı utanca karşı bir savunma olarak düşünür.  Özellikle çocuksu saflığı veya naifliği en iyi betimleyen histeri, bu konu açısından merkezi bir yer işgal eder çünkü bu ruhsal durumda,  aptallığın ruhsal bir savunma olarak kullanıldığı bir hastalıktan muzdarip bir kişi mevcuttur. Saflık, bu kişilik örgütlenmesinde bastırmayla ve inkarla kendini gösterir. Histerikler, bilinç veya bilinçdışı düzeyde ortaya çıkan ve kendilerini rahatsız eden ruhsal kişisel çatışmalarını ve içsel hakikatlerini ruhsal ve bilişsel olarak kavramamak adına, kendi  davranışsal, bilişsel ve duygusal yetenek ve kapasitelerini bastırırlar veya kelimenin gerçek anlamıyla adeta kendilerini aptallaştırırlar. Böyle bir örnekte, egonun düşünme kapasitesine bir saldırı söz konusudur. Kişi, kendi kavrama yeteneklerine saldırıp, onları kendi ruhsal hakikatini anlamayacağı bir duruma getirene kadar parçalar. Yani saldırı, bilinçdışı materyalin kendisinden çok, onu kavrayan ego kapasitesine yapılır.

Saldırının nesneye değil, aksine özneye, yani egoya ve egonun bağlantı kurma ve düşünme kapasitesine yapıldığı  tezi Bioniyen yaklaşımın ana kaburgasını oluşturur. Bu açıdan aptallığın egonun anlama kapasitesine yapılan bir saldırı olduğu yaklaşımı Bion’un tanımladığı çatışma modeline uygundur. Yapılan bu saldırılar da klinik ortamda veya gündelik hayatta saflık veya bir tür aptallık olarak gözlemlenebilir.

Aptallık Saflık Naiflik ve Psikolojik Kökenleri
Aptallık Saflık Naiflik ve Psikolojik Kökenleri

Bion, aptallığı bir hastanın kendi ruhsal hakikatini kavramaya dair bir yeti yetimi  olarak ele alır çünkü bu durum egonun ruhsal hakikati kapsama kapasitesindeki yetersizlikten ileri gelir.  Bion ayrıca aptallığı diğer iki ucunda merakın ve kibirin olduğu bir üçgen içinde ele alır. Böyle yaparak, önceki kuramcılardan farklı olarak, Bion aptallıkla ilgili mevcut tartışmaların merkezini histerik dinamiklerden narsistik dinamiklere taşımıştır çünkü Bion’un aptalığı tasvir etmek için seçtiği vaka, Anna O. veya Dora gibi aciz küçük histerik kız çocukları değil, Oedipus gibi hem bir erkek hem de bir kraldır.

Klasik dürtü kuramı, histerinin semptomlarını ve dinamiklerini, nevroz kuramını geliştirmek ve insan doğasını kavramsallaştırmak için kullanır. Bundan dolayı da, bu yaklaşım, histeriklerin gündelik yaşam stresleriyle baş edebilmek için daha çok inkar ve bastırmaya kullandıklarını kabul eder. Bunu da, zihinsel ketlenme kuramını açıklamak için kullanırlar. Aptallığı anlamak için de, klasik bakış açısı da benzer bir yaklaşım gösterir; çünkü burada da yine bastırma ve inkar gibi benzer savunmalar işlemektedir.

Bioniyen teori ise kendini nevroz teorisi yerine psikotik teori üzerine inşa eder. Bu da Bioniyen teoriye büyüklenmecilik (grandiyöz) ve kibirlilik gibi daha psikotik ruhsal süreçlerle çalışmak için fırsat vermiştir çünkü bu ruhsal süreçler daha erken bebeklik deneyimlerinden ortaya çıkar ve psikotik süreçleri çok iyi betimleme gücüne sahiptirler. Kral Oedipus’un durumunda olduğu gibi, klasik teoriden farklı olarak, Bionyien teori bebeklik dönemine ve psikoza ait omnipotans düşünme biçiminden beslenen kibri,  aptallığın alameti farikası olarak ele alırlar. Omnipotans düşünme tarzı, en kısa şekilde, her şeyi bilme ve her şeye gücü yetmeye dair bebeksi ve/veya psikotik düşünme biçimi olarak özetlenebilir.

Aslında, psikanalizin, aptallığı ve onun düşünme süreçleriyle olan etkileşimini nasıl ele aldığına ışık tutmakta , ya da daha doğru bir ifadeyle Freud’un teorisini bir düşünce teorisi olarak ele almakta fayda vardır. Freud’un merakı kavramsallaştırdığı Küçük Hans’ı, Leonardo Da Vinci ve Cinsellik Üzerine Üç Deneme gibi temel çalışmaları da bu açıdan öne çıkar. Bunun sebebi Freud’un çalışmalarında ortaya çıkan benzer akıl yürütme alışkanlığıdır. Burada Freud düşünme sürecini ve onun cinsel dürtülerle olan ilişkisini ele alır ve ikisinin de aynı dinamiklerden ileri geldiğini ileri sürer. Bunu da düşüncenin cinselleştirilmesiyle veya düşünme süreçleri aracılığıyla cinsel merakın yüceleştirilmesi (sublimasyon) aracılığıyla yapıldığını söyler. Örneğin, takıntı nevrozunda (obsesyon) bütün düşüncenin cinselleştirildiğini, düşünmeden alınan hazla cinsel edimlerden alınan haz arasında bir farkın kalmadığını söyler. Da Vinci örneğini de başarılı bir cinsel dürtü yücelmesi olarak düşünür.

Kleiniyenler ise aptallığı anlamak için bütün düşünme süreçlerinde çok önemli bir role sahip olan sembolizasyon denen bir kavramı ortaya atarlar.  Klasik teoriye paralel şekilde, Kleiniyen yaklaşımda da, çocukta cinselliğe dair merakın katı bir şekilde bastırılması bilişsel işlevlerin ketlenmesine neden olur. Buna karşın, bu yaklaşım birçok klinik olguyu ele almak ve kavramsallaştırmak için yeni ve yaratıcı bir yaklaşım sunar. Kleiniyen yaklaşımda, bilişsel ketlenme, sembolizasyon sorunu olarak kabul edilir. Ketlenme kavramının yaratıcı olmayan kullanımdan uzak olan sembolizasyon kavramı psikanalizdeki bütün düşünce teorilerinin kilit bir kavram olmuştur.

Aptallık Saflık Naiflik ve Psikolojik Kökenleri
Aptallık Saflık Naiflik ve Psikolojik Kökenleri

Çevresel şartlara aşırı uyum gösteriyormuş gibi duran bir çocukta da bir ketlenmeden söz edilebilir. Bu, onu rahatsız eden gerçekliğe dair, onun bir tepki olarak geliştirdiği bir ruhsal savunma olabilir. Bu aşırı uyumculuğun arkasında, genelde, dışsal ve/veya içsel koşullar tarafından erken büyümeye zorlanmış bir bebeklik ve çocukluk dönemi mevcuttur. Böylece bebek tarafından erken bir superego gelişimine veya özdeşimine gidilir. Bu da aşırı ketleyici ve engelleyici bir superego gelişiminin karşısında güçsüz ve güdük kalmış bir egoya neden olur.  Bu sürecin bir sonucu olarak, meraksızlık veya aptallık, sadistik dürtülerden bir geri çekilme olarak kendini gösterir. Sadistik dürtüler, Kleinien açıdan, öğrenme süreçlerini yönlendirir ve yönetirler. Ve bu dürtüler epistemofilinin temel dinamiğini oluştururlar. Epistemofili Kleiniyen kuramda bilgiye ve öğrenmeye dair duyulan arzu olarak tanımlanabilir.

Bunlarla birlikte, ebeveynlerin çocuğun aptallaşmasına veya öğrenme süreçlerinde ketlenmesine neden olabilecek tutumları da olabilir. Fairbairn ve  Winnicott’a göre, çocuğun sorularını doğru bir şekilde ele almayan veya tepki veremeyen ebeveynler de çocuğun aptallığı savunmacı bir şekilde kullanmasına neden olurlar. Çocuk burada aptallığı, kendini ve içsel ruhsal dengesini korumak için kullanır. Burada çocuk zihinsel kapasitelerini dış dünyada ne olup bittiğinden çeker çünkü orada ne olup bittiğini anlamak tehlikelidir. Böylece çocuk gittikçe fakirleşen bir zihinsel ve ruhsal içeriğe sahip olur.

Yazarın Diğer Yazıları:

İlişkilerin Aritmetiği

Aptallık Saflık Naiflik ve Psikolojik Kökenleri, Aptallığın Psikolojisi, Aptallık

 

1 YORUM

Comments are closed.