ÇOCUKLUĞUN GAMSIZLIĞI NEREDE?

“…Aşağıda anne ağlıyor
Ağlıyor, ağlıyor
Öyle tanıdım onu
Bir zamanlar gerinirken onun kucağında
Şimdi ölü bir ağacın üstünde olduğu gibi
Öğrenmiştim onu gülümsetmeyi
Gözyaşlarını durdurmayı
Suçluluğuna son vermeyi
İçsel ölümünü iyi etmeyi
Onu canlandırmaktı benim hayatım…” (4.11.1963, Donald Wood Winnicott)(Çeviri: Dilek Özer, Yağmur Denizhan, Adile Uyar)

*Psikanaliz Yazıları,Sonbahar 2011,Sayı 23’ten alıntıdır.                        

Çocuklar en çok ihtiyaç duydukları şeyden, çocukluğun gamsızlığından mahrum edilerek yetiştirildiklerinde karşımıza kendisi gibi olamayan, özüne yabancılamış yetişkinler çıkıyor.  Bu nasıl oluyor derseniz bakmamız gereken yer, ebeveynler olarak, kendi çocukluğumuz oluyor elbette.

Çocukluklarında ihmal ve istismara yani travmatik yaşantılara maruz kalmış ebeveynler kendi çocuklarıyla da benzer bir ilişki türü geliştiriyorlar. Bazen aşırı sahiplenici, yönlendirici, korumacı, didaktik ebeveyn tutumları pek çoğumuza şaşırtıcı gelecek biçimde istismar doğuruyor; bazen de çocuğun ihtiyaçlarının ihmal edilmesi, ebeveynlerin kendi problemleri içinde çırpınırken çocuğu sırdaş olarak edinmeleriyle birlikte giden bir zorlu sürece dönüşüyor.

Her iki durumda da çocuk olmaktan çok bir yetişkin gibi hayatın türlü zorluklarını anlamaya ve onları kendince aşmaya çabalayan, ebeveynlerin çaresizliğini ve endişelerini içselleştirmiş, yorgun ebeveynlerine yük olmamak için ayakta durmaya ve hatta onlara destek olmak yoluyla onları taşımaya çalışan “hiç çocuk olamamış” çocuklar yetişiyor.

Hâlbuki çocuk olma hakkı elinden alınmış bu çocuklardan aslında coşku dolu bir yaşam sürme hakkını alıyoruz. Çünkü gerçek kendiliğini zar zor koruyabilse de istek ve ihtiyaçlarını önemseme ve olmak istediği gibi olabilme şansını edinemiyorlar. Onlar ebeveynlerinin tasalarının içinde kendilerine bir yer edinememiş oluyorlar. Tam tersine orada var olabilmek için ebeveynlerinin kaygılarını taşıyarak onları yaşatmaya çalışıyorlar; çünkü ancak bu koşulda anne babaları dönüp onlara bakabiliyor, onlarla ilişkileniyor.

Psikoterapi için getirilen çocuklar, aslında bir yandan da ebeveynlerine ihtiyaç duydukları desteği, dayanağı sağlamak istiyorlar. Bir şekilde onları psikoterapiye getirmeleri için ana babalarını bilmeden neredeyse mecbur bırakıyorlar. Bu şekilde hem kendileri hem de ebeveynleri için bir çıkış arıyorlar. Öte yandan ebeveynlerin bir kısmı, çocuklarını terapiye getirmeyi kabul etse de kendi duygu dünyalarıyla temas etmekten kaçınıyor. Çocukların ihtiyacı olan en temel şeylerden birinin onların her türlü duygusuyla temas edebilecek, onları düzenleyip kendisini sakinleştirebilecek bir yetişkinin varlığı olduğunu anlamaları ise bu ebeveynlerin bireysel psikoterapisine açılan kapıyı aralıyor.

Çocuğunuzun ve tabii kendi çocukluğunuzun “çıkış yolu” arama çabalarını geç olmadan önemseyin. Siz önemsemeye başladığınızda deneyimlerinizi önemseyen bir terapistle yola çıkabilmek için çok daha erken bir adım mümkün olacaktır.

10 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here