Şiir Analizi: Yılkı

Şiir analizi: Yılkı, Psikolog, Psikoterapist, Terapist, Psikoterapi, Terapi, Yılkı, Klinik Psikolog, Psikolojik Sorunlar, Psikolojik Danışman, Psikanaliz

YILKI

Ben burada bir sıkıntıyım, atımdan iniyorum
Benim atım her zaman
Kim bilir kime sesleniyorum, sessizlik
Yosunlar, taşlar, o mezar yazıtlarından
Yaz gelmiş, zakkumlar açmış, elimi bile sürmedim
Sürsem bile ne çıkar, ama sürmedim
Ölü bir şey kalıyor dünyadan, yapraklardan

Ben burada bir sıkıntıyım, atımdan iniyorum
Benim atım her zaman.

Edip Cansever (1928-1986)

‘Hepimizin yaşamı bir şiir gibi, bizler de şairiz.’
D. W. Winnicott

Şiir Analizi: Yılkı
Şiir Analizi: Yılkı

Şiir Analizi: Yılkı

Edip Cansever’in şairliği karşısında bizlerin de şair olduğumuzu düşünmemize sebep olan Winnicott, bize sanki yitik bir cenneti vaat etmiş gibidir. Kanımca şiir, ve her türlü yaratım süreci; o yitik cennetin peşinde giderken, onun izlerini sürerken, yaratım yoluyla iç gerçeklikte vuslata ermeyi mümkün kılandır çünkü. Böyle düşündüğümüzde; bireyin kendisini ancak yaratıcı olduğunda keşfedebileceğini söyleyen Winnicott (1971) (akt. Torun, F., 2014) yaratıcı olmanın hayatta kalmaya, canlı olmaya dair bir şey olduğunu belirtirken, belki de bu yitik cennetteki ilksel ve tükenmez yaşam kaynağımıza örtük bir atıfta bulunuyordu. Bense; bir yaratım sürecinden doğru başka bir yaratım sürecinde olmanın etkisiyle belki de, şiirin analizini tamamladıktan sonra yazmaya başladığım bu giriş kısmında, kendimi adeta o yitik cennetin canlılık dolu ve güvenli, sarsılmaz topraklarında hissettim.

Bu yazıya başlamadan evvel, ikinci Yeni akımının Turgut Uyar, Cemal Süreya ile birlikte en önemli şairlerinden olan Edip Cansever’in bir şiirini seçeceğimden nerdeyse emindim. İlk kez okuduğumdan günden beri, Cansever’in şiirlerinde benim ergenliğimden tanıdığım duygular yeniden canlanır. Bireysel analizimde ergenliğimin yeniden inşasında olduğumu sandığım şu günlerde, Cansever’in şiirlerinden uzaklaşmış ve kitabını uzun zamandan beri elime almamış olmamı ise şimdi işte bu tanıdık duyguları yeniden canlandırmasına bağlayabiliyorum.

Cansever’in seçtiğim şiirine başlık olarak tercih ettiği yılkı kelimesi; TDK sözlüğünde 1. iyi koşan at, 2. başıboş bırakılmış at, 3. yabanıl, 4. şımarık gibi anlamlarla verilmiş bir sözcük olarak karşımıza çıkıyor. Etimolojik olarak incelendiğinde, Orhun Yazıtları’nda da ‘yılkı’ olarak geçen sözcük, Türkiye Türkçesi’nde parıltı anlamına da gelen ‘yaltız’ ile karşılanmaktadır. Bu anlamların her biri Cansever’in bu şiirinde yer buluyor gibidir.
Her ergen gibi doğal ve gerekli bir yolculuğun acısındadır şair. Geride bıraktıklarının, çocukluğunun yasıdır sanki yaşanan. Atından iner, ama her zaman onun atıdır. Her zaman onun çocukluğudur o işte. Bir yılkı atı, onun gibi vahşi, tabiatta serbestçe dolaşır gibi oynayan çocukluğudur. Bunu kendine hatırlatmak ister, bununla adeta avunmak ister gibidir şair. Bir yolculuğa çıkmıştır atından inerek. Değişimlerden geçmek zorunda olduğu bir yolculuk. Büyük bir sessizlik içinde, bilmediği birilerine, aslında ebeveynlerine sesleniyordur. Bu sessizlik, geride bırakmak zorunda olduklarının yarattığı boşluğun sessizliğidir sanki. Ve belki de P.Huerre’nin değindiği gibi; çocukluktan çıkış kapısında, kendi kendine geçiş ayinidir bu sessizlik. Kendi kutsalı olan bir çaba. Yosunların, taşların, mezar yazıtlarının sembolize ettiği gibi; çok gerilerde, eskilerde, çocukluğunda olanın yasını tutma çabasıdır. Yazın gelişi, zakkumların açışı onu yasından uzaklaştıramaz. ‘Ölü bir şey’dir onun dünyasında kalan. Öyle ölü bir şeydir ki, tüm içselliğini kaplamıştır şairin. İşte bu yüzden ‘Ben burada bir sıkıntıyım’ der.

P.Jeammet’nin söylediği gibi doğuma benzer bir sancıdır şairinki; çocukluktan ayrılma ve yetişkinliğe geçme telaşında ikinci bir doğumdur adeta ergenlik (akt. İkiz,T. 2013). ‘Yaz gelmiş, zakkumlar açmış’ ifadesi fazlasıyla erotize edilmiş bedeni anlatıyor gibidir. Ancak tam da bu sebeple, idealleri yıkılır ve ebeveynlere olan yatırım çocukluğundaki gibi artık süremez, azalmak zorunda kalır (Louppe,2001; akt. İkiz,T. 2013). İşte tam da bu noktada şair, atından inmek zorunda kalır. Ama bağını sürdürmek ister, ‘benim atım her zaman’ derken yılkı atları gibi, çocukluğunun bir gün kendisine geri dönebileceğine vurgu yapmaktadır sanki. Evet, onun atıdır her zaman, zira ayrılıyor olsa da, istediği zaman geri dönebileceğini çocukluğunun nesnelerini bıraktığı yerde bulabileceğini ve onların dolayımıyla çocukluğunun tarihini hiç bitirmeden yazabileceğini umuyor gibidir.

Bu umut yeterli olmaz, şair bir yas içindedir ama bununla birlikte özgün bir depresif duygulanımdır bu sanki. Yaz gelmiştir, zakkumlar açmıştır. Heyhat! O elini bile sürmemiştir. Der ki: ‘Sürsem bile ne çıkar, ama sürmedim. Branconnier’in (1986) ifadesiyle; kökensel aşkın yerine nesne aşkını yerleştirememenin yasını anlatır gibidir şair. Değiştirilmesi gereken nesnelerin, erken çocukluk nesnelerinin yerine yeni nesneler bulmak mümkünse de bu yeni nesnelere de yatırım yapamadığını, öte yandan ilksel nesnelere de yatırımı sürdüremediğini anlatmaktadır şair. Yeni nesnelere yatırım yaparak, yeni nesnelere gitmekte zorlanır çünkü bu eski aşkı koparmak istemez (akt. İkiz,T. 2013).

Yılkı… O yabanıl, başıboş at… O şımarık, parıltılı çocukluk… Yılkı atlarının bazıları dönermiş baharda; tekrar tekrar döndü Cansever’e de atı ve böylece yeniden, yeniden, yeniden, durmaksızın yaratabildi. Söylediği gibi; ne kadar kışları bırakmak zorunda kalsa da yılkı onun atıydı her zaman!

Arzu Uyar, Klinik Psikolog

Edip Cansever’in ve D.W.Winnicott’un anılarına,
Saygıyla…

İlgili Diğer Yazılar

Çocukluğumun Gamsızlığı Nerede?

Öznelliklerarası Psikanaliz

İtiraf: Film Analizi

Psikanaliz ve Film Analizi Üzerine

Freud’un Teorisinde Ölümün ve Ölümlülüğün Yeri

Dedemin İnsanları: Film Analizi
Şiir analizi: Yılkı, Psikolog, Psikoterapist, Terapist, Psikoterapi, Terapi, Yılkı, Klinik Psikolog, Psikolojik Sorunlar, Psikolojik Danışman, Psikanaliz